The United Pub (İstanbul)

1 comment

"Kilkenny Irish Cream Ale" içmek istiyorsanız İstanbul'daki tek tük mekanı bulmanız gerekiyor. Bunlardan biri de The United Pub.

Bu yazıda "The United Pub" bahanesiyle Türkiye'deki işletmecilik anlayışını eleştiren uzun bir eleştirisi yazısı yazdım. Bira kültürüne ilgisi olan okuyucuların da bu yazıyı ilgiyle okuyacaklarını düşünüyorum.

İstanbul her geçen gün hızla değişen bir şehir. Her gittiğimde yine bir şeylerin değişmiş olduğunu görüyorum. Değişmekten kastım eski mekanların kapanıp, yerine yenilerinin açılması değil. Mekan işletmecileri, İnsanların değişen ve yükselen beklentilerine uygun farklı bir konsept oluşturmaya çalışıyorlar. Mesela nasıl bir konsept?? Bu soruya cevap vermeden önce konuya geniş bir açıklama getireyim.

****
Sanal mecralarda gastronomi ile ilgili yazılar arttıkça insanlarda yemek ve içki üzerine araştırma yapma hevesi de arttı. Özellikle içki kültürü ile ilgili son 3 yılda sosyal medyada çok ciddi bir kitle oluştu. Instagram, twitter ve blogger vasıtasıyla viski, şarap ve özellikle bira ile ilgili çok ciddi yazılar kaleme alınmaya başladı. Bu yazarların yaptığı kesinlikle hafife alınacak bir iş değil. Bu yazılar, ciddi bir bilgi ve tecrübenin yanında, gelişmiş tat alma ve koklama yeteneği de gerektiriyor. Bunun farkında olan birçok insan var ve bu arkadaşların ciddi sayıda sadık bir takipçi kitlesi var. 

The United Pub'daki önemli biralardan biri: "Schneider-Weisse Tap6 Unser Aventinus" 

Mesela birayı ele alalım. Bizim memlekette bira hep sıvı hamallığı yapan, alt tabakanın veya üniversitelilerin içtiği sıradan bir alkollü sıvı olarak görüldü. 15 sene öncesine kadar bira demek yanlızca Tombul Şişeli Efes demekti. Yeni nesil ile birlikte zevkler kısmen değişti, Klasik Efes'in müşterisinin bir kısmı Tuborg'a ve Bomonti'ye kaydı. Fakat bira anlayışı hemen hemen hiç değişmedi. Bira, hala "bakkaldan 5 liraya alınan, barda 10 liraya içilen, ucuza kafa yapan alkollü sıvı" olarak tüketilmeye devam etti. 

Cistercian Manastırları tarafından üretilen yüksek alkollü "Trappist" biralarından sadece "Chimay Blue" ve "Westmalle Trappist" ülkemiz sınırları içinde bulunmaktadır.

Peki bir soru...
Dışarı çıktığınızda sürekli aynı yemeği yemiyorsunuz. Peki neden arkadaşlarınızla buluştuğunuzda hep aynı birayı içiyorsunuz? 
"Çünkü ben bunu içmeyi seviyorum". Maalesef bunun cevabı sadece o birayı seviyor olmanız değil. 

Endüstriyel bira üreticilerinin "daha çok fıçı satabilmek" için işletmeleri cazip tekliflerle etkilemesi neticesinde, "yıllarca barlarda sadece bu biralar uygun fiyata satıldığı için" insanların kazandığı damak alışkanlığı. Bazen uygun fiyatlı olduğu için mecburiyet, bazen ise  farklı tatlara karşı damağın körelmesi... Yani özetlersek, birçok insan sadece ucuz olduğu için aynı birayı içiyor ve zamanla bu tada alışıyor. Bir süre sonra diğer biraları denese de, tadı tuhaf geliyor. Zaten çoğu insan, alışkanlıktan ve cazip fiyatından dolayı farklı bir tercih yapma gereksinimi de duymuyor.

Bomonti ve Efes sevenler için Fransız birası "Kronenbourg 1664" farklı bir tercih olabilir.

İçtiği her yeni birayı Efes, Tuborg veya Bomonti ile kıyaslamalarının (veya tadını benzetmelerinin) sebebi de, gelişmemiş damak ve koku yeteneğiyle açıklanabilir.

Şimdi parantezi kapatıp asıl konumuza dönelim.
****
Ankara'daki Cafe Del Mundo'nun uçuk fiyatlarıyla içki dükkanlarının kıyaslaması... 

Son yıllarda bazı mekanlar çeşitlilik olması veya farklılık yaratmak amacıyla menülerine ithal biraları da eklemeye başladılar. Fakat Fıçı Efes (Tuborg, Bomonti vs) satmak mali açıdan daha cazip geldiği için ithal biraların fiyatlarını fahiş şekilde fiyatlandırıyorlar. Fıçı biradan 5-6 lira kazanç sağlayan işletme, Migros'ta 7 liraya satılan ithal birayı 17 liraya satmaya çalışıyor. İthal bira içen müşterileri yolunacak kaz gibi görenler de var. Efes Pilsen'in ve Tuborg'un yurtdışından ithal ettiği, marketlerde bile kolayca bulunan ithal biraları 2 katı fiyatla satmaya çalışan bir yer hangi sıfatı uygun görürsünüz?!

İstanbul'da bu çağdışı zihniyet yavaş yavaş değişmeye başlamış. Mekan sahipleri artık insanların gelişen içki kültürlerine hitap etmeye çalışıyorlar. Konsept değişiminin öyle sadece dekorla veya müzikle olamayacağını, gerçek anlamda bir farklılık yaratılması gerektiğini anlamışlar. 

Muğla'da üretilen "Gara Guzu" kısa sürede dikkatleri üstüne çekmeyi başardı.

Bunun için belli başlı mekanlarda, (marketlerde bulunan ithal biralara ilaveten) küçük ölçekli ithalatçılarla ülkemize getirilen biraları da menülerine eklemişlerBirçok mekanın menüsünde 20 çeşit farklı bira var. Öyle Efes Pilsen Klasik, Efes Malt, Efes Light vs. vs. diye yalandan çeşitlilik değil. Hiç görmediğimiz, "vay be, yurtdışında içmiştim. Burada bu da mı varmış" dediğimiz gerçek bir çeşitlilikten bahsediyorum.

Butik biracılığın genç ekolü Brewdog'un yumuşak içimli birası "Punk IPA" denemeye değer...

Özellikle Kadıköy, Taksim ve Beşiktaş civarında insanlara Fıçı Efes (Tuborg, Bomonti vs) dayatma olayı tamamen bitmiş. Büyük bir yarış var ve birçok mekan ciddi anlamda farklı olmak istiyor. Çoğu mekan menüsünü de kapıda sergiliyor, bira fiyatlarını da dışarıdan kolayca görünecek şekilde siyah tahtalara yazıyor.


Mekanlar Türkiye'de zor bulunan ithal biraları satmak için büyük fedakarlık yapmaya başlamışlar. Efes'ten 5 lira kar eden mekan ithal biradan da 5 lira kazancı yeterli görüyor. Hatta bazı mekanlar ithallerden 3-4 lira , yani daha az kazanıyor. Örneğin, Kadıköy'deki mekanların duvarlarında Krombacher 10 lira, 3 kozel+patates kızartması 25 lira gibi yazılar gördüm. 

Atatürk'ün en sevdiği bira, efsanevi doppelbock "Paulaner Salvator" yakında Türkiye'de!..

Beşiktaş'ta Weihenstephaner, Paulaner gibi kaliteli alman Weizen biraları 12 lira. Paulaner'ın içki dükkanlarında bile 8-9 lira olduğunu düşünürsek, bunlar cidden müthiş insaflı, tüketime teşvik edici fiyatlar.

Ankara'da sadece "ismi yabancı" diye (markette 5 liraya satılan) Kozel'i 14 liraya satmaya çalışan uyanık mekanlar var. "Kozel'i zaten Efes Pilsen kendi üretiyor, Türkiye üretimi, yani ithal bile değil..." diye uyarmak lazım ama mekan sahipleri bunu anlayacak kafada veya insaniyette değil.

İşte benim bahsettiğim konsept değişikliği tam olarak budur. "Duvardaki sıvayı söküp, tuğlalı dekor yapmak, menü yerine tablet vermek" veya buna benzer boş işleri evirip, çevirip "farklı" diye yutturmaya çalışmak konsept değişikliği filan değildir. Annenizin 20 yıllık kanepelerin salondaki yerini değiştirince farklı ve yenilenmiş hissetmesi gibi bir şeydir.

United Pub Beşiktaş Çarşı'nın en güzel yerine konuşlanmış

The United Pub bu durumu tam olarak anlamış. Öncelikle pub olmanın bazı gereksinimlerini sağlamaya çalışıyor. Mesela müzik sesi muhabbetinizi kesecek kadar yüksek seviyede değil. Müziği dinlerken sesinizi karşı tarafa duyurmak için bağırmak zorunda kalmıyorsunuz. 

Masalar birbiriyle iç içe. Herkes bu kadar içli dışlı bir masa düzenini sevmeyebilir. Fakat bana bu düzen daha samimi geldi. Masaların yakın düzenle yerleştirilmesi müşterilerin mekanda yalnız hissetmelerini engeller. 

Bahsettiğim samimi ortamın sağlanmasında çalışan gençlerin de büyük etkisi var. Çalışanlarla biraz sohbet etme şansım oldu.  Aradığım biralar konusunda yardımcı oldular, bazılarıyla okuduğu bölüm hakkında konuştum. Güçlü diyaloglara sahip personelin bir kez daha önemini anladım. Zaten bu samimiyet hissi müşterilere de yansıyor. Herkes gayet havasında görünüyordu. 

Yan masamdaki kişilerin içtiği biralara baktım. Herkes farklı bir bira söylemişti. Tuborg, Beck's gibi biraları içenler de vardı; Weihenstephaner, Hoogarden içenler de vardı. Bana göre özgür hissetmek budur. 

The United Pub gibi mekanlar sığ işletmecilik zihniyetinden kurtulup, müşterilerini daha fazla memnun etmeye çalıştıkça, gece hayatındaki kısır eğlence anlayışı da değişecektir. İnsanların daha fazla harcaması, mekanların daha fazla para kazanması da ancak bu şekilde mümkündür.
Belçika'nın meşhur yüksek alkollü birası "Pauwel Kwak" kendi özel bardağında içilmeli 

Mekanda mevcut olan bazı biralara yazıda görsellerle yer verdim. Birkaç güzel bira tavsiyesiyle yazıya nokta koyayım:

Hacker-Pschorr Hefe Weisse
(İyi dengelenmiş muz-karanfil aromalarına sahip Bavaria üretimi bir buğday birasıdır)
Bavik
(Belçika'nın butik biraevlerinden Brabandere'nin yumuşak içimli pilseni)
Brooklyn Lager
(Karamel, bitter ve çiçeksi notalarıyla dikkat çeken kehribar renkli lager tipi bir biradır)
Fuller's Wild River
(4 farklı Alfa tipi -Liberty, Cascade, Chinook, Willamette- şerbetçiotuyla hazırlanan, turunçgil notaları baskın bir biradır)

Yol Tarifi:


Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

1 yorum: