Lizbon'da Birkaç Gün

1 comment

Yurtdışına çıkanlar görmüştür. Birçok ülkede ayaküstü atıştırma mekanları vardır. Dilim pizzacılar, sandviç arabaları, hamburgerciler bunlara örnek verilebilir. Fakat eğer bahsedeceğimiz şey büfe yani ayak üstü yeme kültürü ise Türkiye açık ara önde gider. Hatta bazen sokak lezzetleri, en fiyakalı restoranları bile bastırır.

Sactan alınıp sıcağıyla elimize tutuşturulan gözleme; stad önünde yenilen köfte ekmek; gece yenilen kokoreç, ıslak hamburger; camekanlı arabasıyla arz-ı endam eden pilavcı aklıma ilk gelenler.  

Bu yazımda biraz Lizbon'dan, biraz da yerellerin ayaküstü atıştırma kültüründen bahseceğim...

Lizbon'da graffiti şehrin elbisesi gibi adeta

Lizbon yamaç üstüne inşa edilmiş bir şehir olduğu için Avrupa'nın diğer şehirlerinin aksine oldukça yokuşlu. Özellikle Chiado (okunuşu Şiyado), Bairro Alto (okunuşu Bağu Altu), Alfama gibi yerleri gezerken bu durum sizi biraz zorlayacak. 

Şehirde okyanus üzerinden esen rüzgar nedeniyle sürekli kuru bir rüzgar var. Hava güneşli bile olsa bu kuru rüzgar esmeye devam ediyor. Rüzgar nedeniyle cildiniz kısa sürede kuruyor. Gelirken nemlendirici kremlerinizi ve sizi rüzgardan koruyacak bir üstlük almayı unutmayın. 

Baixa'nın ana caddesi Augusta'dan, Zafer Geçidi'ne ve Comercio Meydan'ndaki anıta bakış

Yurtdışına gidenler genellikle geziden önce gezi bloglarını ve ekşisözlük'teki entryleri okuyorlar. Açıkçası bu tip yazılar bana hiçbir şey ifade etmiyor. Herkesin yaptığı gibi mekanların isimlerini ve resimlerini koymak yerine, kafanızda Lizbon'u tam olarak canlandırabilmeniz için harita üzerinde bazı önemli işaretlemeler yaptım. İsterseniz resmi başka bir pencerede büyütün ve yazıyı okurken haritayı açarak bahsettiğim yerlerin nerede olduğunu inceleyin...

 Comercio Meydanı'nın Ortasından: Zafer Geçidi ve meydandaki Kral Jose I'in Anıtı

Her şehrin kalbi diyebileceğimiz bir referans noktası vardır. Misal buna Ankara için Kızılay, İstanbul için Taksim örnek verilebilir. Madrid için Del Sol, Viyana için Stephansplatz... Lizbon'un kalbi ise Baixa/Chiado metro istasyonu. Bu nokta Lizbon'un orijin noktası. Buradan birçok önemli noktaya yürüyerek 15 dakika içinde ulaşabilirsiniz. 


BAIXA POMBALINA
Bu arada yeri gelmişken istasyonun isminin neden Baixa/Chiado olduğunu söyleyeyim. Arabik dönemde Lizbon Şehir Merkezi daha doğuda yer almaktaydı. Büyük Lizbon Depremi'nden sonra şehir batıya doğru kaydı ve iki yeni yerleşim yeri oluşturuldu. 


1755'te 9.0 şiddetindeki büyük depremden sonra inşa edilen yeni şehir (Sarı renkli bölüm)

Bunlardan biri Baixa Pombalina. Burası hediyelik eşya dükkanlarının, tarihi pastanelerin ve restoranların olduğu önemli noktalardan biri. Comercio Meydanı'ndan başlayıp Sao Pedro (Rossio) Meydanı'na kadar yayılan, düz ve geniş bir alana kurulmuş. Baixa'nın ana caddesi olan Rua Augusta yalnızca 700m uzunluğunda. 

Giaola Pombalina (Pombalina Kafesi)

Pombalina ismi nereden geliyor?
Lizbon'un şehir merkezinin değişmesine sebep olan 1755'teki Büyük Lizbon Depremi müthiş korkuya sebep olmuştu. Portekiz Krallığı batıda yeni bir şehir inşa etmeye karar verdi. Yeni şehir inşa edilirken aynı hataları yapmak istemeyen devletin ileri gelenleri; müthiş şehir planlaması yaptı. Sadece bununla kalmadılar. Yenilikçi bir fikirle, binaları depreme dayanıklı ağaç bir kafesin üzerine inşa ettiler. Bu kafese Giaola Pombalina veya Pombalina Kafesi denilmektedir. 

18.yy Portekiz Mimarisi'nden günümüze gelen ağaç iskelet sistemi

1755 sonrasında, yeni şehrin inşaasında ve devletin yönetiminde en büyük etkiyi sağlayan,  o dönemin büyük devlet adamlarından The Marquis of Pombal (Sebastião José de Carvalho) hem Baixa bölgesine, hem de bu mimariye adını vermiştir. Yeni kurulan şehrin resmi adı Baixa Pombalina olsa da, halk kısaca Baixa der. (Okunuşu Bayşı veya Bayşa)

Aydınlanma Çağı'nda, Hristiyan Jesuit Tarikatı'nın şehirden temizlenmesi için başlatılan gizli bürokratik savaşı, Jardim Bahçeleri'nin ordaki Jesuit Kilisesi, Igreja de São Roque'den bahsederken anlatacağım.

Chiado Meydanı ve şair António Ribeiro'nun heykeli

CHIADO
Metrodaki turnikelerden çıkınca sol taraftaki yürüyen merdivenlerden gitmeyi tercih ederseniz, Chiado'ya çıkarsınız. Chiado semti oldukça dik bir bölgeye kurulmuş. Baixa'dan Chiado'ya yürüyerek çıkmak yerine metrodaki yürüyen merdivenleri kullanın. Yürüyen merdivenleri bitirip, metrodan çıktığınızda Kiliseler ve heykellerle süslü küçük ve kalabalık Chiado Meydanı'na çıkacaksınız. 

Hostelin balkonundan Camões Meydanı'ndan geçen tramvayları izlemek güzel

Burada küçük bir bilgi vereyim. Largo ve Praça sözcükleri meydan anlamında kullanılıyor. Fakat Avrupa şehir mimarisi'nde Largo meydan olamayacak kadar komik ölçüde bir alan olduğu için Portekizliler bu tip küçük meydanlara Praça (Meydan) demek yerine "geniş" manasındaki Largo sözcüğünü kullanmışlar. 

100 küsur yıllık tarihi cafe, A Brasileira'nın içeriden görünüşü

Meydana çıkar çıkmaz Chiado'nun heykeliyle karşılaşıyoruz. 16.yy'da burada yaşayan şair António Ribeiro bu bölgeye adını vermiş. Chiado ise şairin lakabı ve "hırıltılı" manasındaki bu sözcüğün, Ribeiro'daki solunum rahatsızlığıyla ilgili olabileceğini düşündüm. Portekizce hırıltılı manasındaki bir sözcüğün şehrin en önemli bölgesine ismini vermesini garipsediğimi söylemeliyim.


Bairro Alto sokaklarında ilgi çeken yazılardan biri
"Size umursamaz bir şekilde bakan insanların gözü olmak isterdim"

Metrodan çıkıp arkamızı dönünce, Portekiz Edebiyatı'da damgasını vurmuş ünlü Café A Brasileira'yı görüyoruz. Alter egosuyla yarattığı farklı üsluplarla dikkat çeken Fernando Pessoa kafenin ünlü müdavimlerinden biriydi. Pessoa genç yaşında öldü ama Chiado Meydanı'nda, Brezilyalı'nın Kahvesi'nde o hala kahvesini içmeye devam ediyor. Cafe Brasileira'nın Viyana'daki Demel, Budapeşte'deki New York Cafe gibi uçuk fiyatlara sahip olmadığını belirtmeliyim. Bir kahve yaklaşık 1 euro. Fakat servis son derece yavaş. Kahve içip yanında nata yiyebilirsiniz. 

Sıkı bir Fernando Pessoa hayranıysanız, sanatçının Coelho Rocha Caddesi'ndeki evini de gezmelisiniz. Giriş ücreti insaflı, sadece 3 euro. 

Fernando Pessoa'nın sandalyesine oturup, ona eşlik edebilirsiniz

Yabancı bir şehirdeki gezinin en zor noktası başlangıçtaki kararları doğru alabilmektir. Şehrin konaklayacağımız yerini belirlemek de gezinin kritik noktalarından biridir. Gece gezmeyi seviyorsak, gece hayatına yürüme mesafesinde bir yerde olmamız gerekir. Bazen şehrin tarihi merkezi ile kentsel merkezi farklı yerdedir. Gece hayatı da bambaşka bir yerdeyse, 3 kritik bir noktadan bize en uygun olanı tercih etmeliyiz. Lizbon küçük bir şehir ve 3 temel bölge iç içe geçmiş diyebilirim. 

Lizbon'a geleceklere konaklama önerilerim:
-Baixa/Chiado metro istasyonunun çevresi
-Chiado ve Cais de Sodre bölgesi

Chiado konaklama için çok iyi bir seçenek

Kaldığım hostel Chiado'nun 50m yukarısındaki Camoes Meydanı'ndaydı. Hostelin balkonundan Luis de Camões anıtı ve aşağıdaki Chiado Meydanı görülebiliyordu. Bu bölgede konaklarsanız, Bairro Alto 1 dakika, hayatın sokağa taştığı Cais de Sodre ise 10 dakika uzağınızda olacak. Sahile inmeniz ise yalnızca 15 dakika. (Cais de Sodre: Okunuşu Kayj Du Sudre)

Camöes, 16.yy'da yaşamış Portekizli ünlü şairdir. Burada da (diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi) büyük meydanlardaki anıtlara ve caddelere sanatçıların isimleri verilmiş. Sanat her anlamda yaşamaya devam ediyor. 

Avrupa'da, şehrin dokusunda (bizdeki gibi) askerlerin ve siyasilerin isimlerini nadiren görüyoruz. Bu durum; sanatın, Avrupa ve Türk toplumundaki önemini kıyaslayabilmek için en basit örneklerden biridir...


Barrio Alto'nun dar sokakları kalabalık ve eğlence vaat ediyordu...

BAIRRO ALTO
Bairro Alto Portekizce de Yukarı Mahalle anlamına geliyor. Gelmeden önce Bairro Alto'nun Asmalımescit'e benzeyen bir yer olduğunu okumuştum. Bu yüzden Bairro Alto'ya çok yakın olduğu için Camões Meydanı'nda kalmaya karar verdim.

Dar ve sonu görünmeyen sokaklara graffitiler eşlik ediyor 

Chiado Meydanı'ndan buraya yürümek 5 dakika sürüyor. Dar sokaklarda konuşlanmış küçük publar, shot barlar ve lokantalarla ünü Lizbon'un dışına taşmış bir yer burası. Asmalımescit, Kıbrıs Şehitleri veya Bodrum Barlar Sokağı gibi bir hareket ve canlılık beklentisiyle gittim. 


 Nerde bu insanlar?!

Hafta içi Bairro Alto oldukça sakindi. Hafta içi sakin olabileceğini düşündüm fakat işin garibi hafta sonu da ölüm sessizliği vardı! Bölgeyi farklı günlerde birkaç kez dolaştım. Akşam saat 8 civarı, gece 12 civarı gittim. Kesinlikle hiçbir hareket göremedim. Manzara kötüydü: Camında "2 bira 2.5 euro" yazan bomboş barlar, kapıda gel gel yapan çalışanlar, kepenk bile açmamış lokantalar...  Ortalıkta bırakın sokak partilerini, doğru düzgün insan dahi yoktu. Duruma hiçbir anlam veremedim. Resimlerdeki Bairro Alto ile gerçekteki tamamen farklıydı!

Barrio Alto'dan: Bizde ayıp sayılan balkona çamaşır asmak Lizbon'un olmazsa olmazı gibi...

Size bu yazıda bahsetmek istediğim aslında buydu. Lizbon'da gezilecek yerleri bütün gezi bloglarında okuyabilirsiniz ama Bairro Alto'nun neden böyle olduğunu okuyamazsınız. İşte acı gerçek: Maalesef bu bölgenin kış aylarıyla, yağmurlu ve soğuk havalarla kimyası tutmuyor. Sokak partileri genellikle yazın yapılıyor. İnternette gördüğümüz tüm resimler sıcak yaz aylarında çekilmiş. Kış aylarında burada hiçbir hareketlilik yok. Issız, ölüm sessizliğinde sokaklar ve yaşanan büyük hayal kırıklığı...

 A Tasca: Bairro Alto için şık sayılabilecek bir mekan

Önerilerim: 
-İstiklal'in alternetif mekanı, 2000li yılların başındaki Eski Zürih'i andıran Portas Largas
(https://www.facebook.com/pages/Bar-Portas-Largas/181378298544382)
-Electronica partileriyle dikkat çeken Clube da Esquina
(https://www.facebook.com/clubedaesquina.bairroalto)
-Eski bir eczaneden dönüştürülen ve içerdeki her detayla insanı şaşırtan restoran Pharmacia
(https://www.facebook.com/restaurantepharmacia)

CAIS DE SODRE
Burası Lizbon'un sahile yakın hareketli noktalarından biri. Belem Kalesi'ne gitmek için de buraya gelmeniz gerekiyor. Sahilden kalkan otobüslerle Belem Kalesi'ne 20-25 dakika içinde ulaşabilirsiniz.

Fakat buranın asıl önemli kısmı Lizbon'un alternatif gece hayatının kalbinin attığı nokta olmasıymış. Bunu gezi programına dahil ettiğim bir mekanı ararken öğrendim. Music Box'ı bulmak için Alecrim Caddesi'nden Cais de Sodre'ye doğru yürürken akın akın gelen kalabalık gruplar dikkatimi çekmişti. Gidince gördüm ki; Barrio Alto hikaye, Cais De Sodre'ye giden köprünün altında küçük bir hazine yatıyormuş meğer. 

Barların, kulüplerin olduğu bu bölge Lizbon'un eski genelev bölgesiymiş. Sonradan genelev kaldırılmış. Bölgede en ilgimi çeken mekan eski bir genelev olan Pensão Amor'du. Duvarlardaki erotizmi sembolize eden resimler, ikonalar; her yeri ele geçiren kırmızı renk; loş ve egzotik ambiyans, kısaca her şeyiyle sıradışı bir yer Pensão Amor. Bu arada mekanın ismi biraz alegorik. Portekizceden uygun bir şekilde çevrildiğinde, Genelev anlamına geliyor. (http://www.pensaoamor.pt/)

Önerilerim: 
-Reggea dinleyebileceğiniz güzel kulup Jamaica
(http://www.jamaica.com.pt/)
-Canlı müzik için Sabotage
(http://www.sabotage.pt/)
-Songkick ve BandsInTown'daki konser programını takip ettiğinizde ünlü gruplarla karşılaşabileceğiniz MusicBox
(http://www.musicboxlisboa.com)
-Canlı müzik çok iyi bir adres Tokyo
(http://www.tokyo.com.pt) 
-Elektronik müzik sevenler için Europa
(http://www.europabar.pt/agenda) 
-Büyük konserlere ev sahiplere yapan Cais de Sodre sahildeki dev müzikhol Espaço Armazém F
(http://www.armazemf.com/) 
-Kapı önü kalabalığında takılmayı sevenler için Champanharia do Cais
(https://www.facebook.com/ChampanhariaDoCais)

ELEVADOR DE SANTA JUSTA

Asansör şehir merkezinin içinde

Ben gittiğimde asansör ve çevresi bakımdaydı. Eğer metronun içinde satılan günlük ulaşım kartlarından birini alırsanız asansöre binmek ücretsiz. Asansör için ekstra ödeme yapmayın. Asansörün 150 yıllık tarihi önemi var. Venedik'teki San Marco Saat Kulesi veya Eyfel Kulesi gibi muhteşem bir manzara bekliyorsanız hüsran yaşarsınız. Basit bir saat kulesi için beklentinizi yükseltmeyin. Fakat bu nostaljik ve keyifli asansöre mutlaka uğramalısınız. 

Asansörün üst katı için ekstra ücret ödemeniz gerekiyor

Asansörün üst katına çıkmak isterseniz 2-3 euro daha vermeniz gerekiyor. Asansörün çevresinde demir ferforje olduğu şehir manzarası fotoğrafı için uygun değil. Ferforje yüzünden kadraj daralıyor. Eğer fotoğrafa düşkünseniz ve geniş kadrajlı, iyi bir kare yakalamak istiyorsanız yukarı çıkabilirsiniz.Meşhur Santa Justa Asansörü Baixa/Chiado metro istasyonundan yürüyerek 2-3 dakikalık bir mesafede. 

Asansöre çıktığınızda Sao Jorge Kalesi'ni görüyorsunuz. İsterseniz, karşıdan, Alfama semtinin uç noktasındaki bu kaleden de manzarayı izleyebilirsiniz.

 Asansörden Rossio Meydanı'na Bakış (Asansörün manzarası işte ancak bu kadar)

ALFAMA
Alfama, Lizbon'un en eski yerlerinden biri. Renkli evleri, sokaklarda koşturan çocukları görebilirsiniz. Eğer Lizbon'da 3-4 gün civarı kalacaksanız Alfama'yı yürüyerek dolaşmanızı önermem. Çünkü semt kalenin bulunduğu tepenin eteklerine kurulduğu için oldukça bayır. Belki Alfama'yı 3-4 saat içinde gezersiniz fakat bu bu gezi sizi oldukça yoracaktır. Akşam için enerjinizin kalmasını istiyorsanız, burayı Lizbon'un meşhur 28 numaralı Sarı Tramway'ı ile gezin.

Alfama'nın dar ve dik sokaklarında hayat tüm doğallığıyda devam ediyor

Alfama önemli bir şehir. Şehrin evveliyatını anlamak için İberya'nın tarihini de araştırmak gerekir. 

EMEVİLER, CASTILLE KRALLIĞI VE RECONQUISTA
İspanya'nın ve Portekiz'in bulunduğu İberya yarımadası 8.yy'da İslam Hanedanı Emeviler'in eline geçti. Bölgeyi aralıksız 350 yıl Magribi Araplardan oluşan Kurtuba Emirliği yönetti. Kurtuba Emirliği parçalandıktan sonra İberya'da, Anadolu'daki Beylikler Dönemi'ne benzeyen Taifa dönemi başlamıştır. 


Kurtuba Emirliği'nden sonra gelen Kurtuba Hilafeti döneminde İberia Yarımadası

Kuzey'deki Hristiyan Castille Krallığı 2. Taifa dönemine kadar bölgedeki islami otoriteyi %80 oranında ortadan kaldırmış ve toprakları ele geçirerek bölgeyi hristiyanlaştırmıştır. 11. yüzyılda Reconquista (Yeniden Ele Geçirme) hareketi 914 yılında başlar ve 2. Taifa döneminden sonra birleşen küçük arap emirliklerinin oluşturduğu Gırnata Emirliği'nin ele geçirildiği tarihte yani 1492 yılında sona erer. İşin tuhafı 1492 Yılında Avrupa Haritası da şu şekildeydi.

15.yy Avrupa Haritası. Gırnata Emirliği, Castille-Aragon Krallıkları ve Osmanlı İmparatorluğu

Emir Abdullah, Osmanlı Padişah'ı 2. Beyazid'den yarım istemesine rağmen Avrupa'nın en büyük gücü olan Osmanlı İmparatorluğu, Cem Sultan Olayı yüzünden Aragon-Castille Güçlerinin işgali altındaki Gırnata Emirliği'ne  yardım elini uzatmamıştı. Daha sonra adada Pasif Reconquista başlar ve İspanyollar Müslüman Araplar ve Yahudilere işkenceler yaparak yarımadadan kaçırmaya çalışırlar. Tarih, özellikle de Reconquista özel ilgi alanım fakat yine de bu bölümü daha fazla uzatmak istemiyorum. İzmir'le ilgili bir yazımda Pasif Reconquista olayına tekrar değineceğim ve size ilginç bir olay anlatacağım.

Alfama semti de Araplar tarafından kurulmuştur ve Arabic İberia dönemindeki ismi Al-Hammam'dır. Bazı kaynaklar o dönem mahallede hamamlar olduğu için bu ismin verildiğini söylüyor. Al-Hammam ismi de zamanla evrim geçirerek Alfama adını alıyor. Tepenin eteğindeki sert kaya zemine kurulduğu için Lizbon Depremi'nde yok olmayan tek bölge olarak günümüze kadar gelmiştir.

Alfama daracık sokaklarından geçen tramvaylarıyla, sokaklarda el ele gezen yaşlılarıyla, balkondan sarkan çamaşırlarıyla meşhur. Sokaklarda çocuklar top oynamaya devam ediyor. Avrupa'nın diğer şehirlerinde ve semtlerinde her şey daha modern gibi gösterilmeye çalışılırken, Alfama alt-orta gelirli sakinleriyle fazlasıyla doğal gözüküyor. Dünyayı kolonileştiren ve sömürgeciliğin bir numaralı müsebbibi olan Portekizli Denizcilere yazılan folklorik portekiz türküleri, Fado da buradan çıkmış. Bu sebeple semt Fado Geceleri ile meşhur.


Sao Jorge Kalesi tepedeki ormanın içinden tüm heybetiyle yükseliyor

SAO JORGE KALESİ
Tepenin başında yer alan ve daha önce bahsettiğim São Jorge Kalesi de 11. yüzyılda Araplar tarafından inşa edilmiştir. 

350 yıllık hakimiyete rağmen Lizbon'da hiçbir Emevi kalıntısı kalmamıştır. Reconquista hareketiyle hepsi yok edilmiştir. Kalan belki de tek yapı işte bu kaledir.

28 No'lu Tramvay Alfama'ya giderken...

CARREIRA NO 28 (28 NO'LU TRAMWAY)
Lizbon deyince malum herkesin aklına tramvaylar gelir. Sahildeki Comercio Meydan'ındaki yeşil tramvaylara binebilirsiniz. Fakat eğer Lizbon'da gerçek bir tramvay turu yapacaksanız şehrin en uzun hattı olan 28 No'lu tamvaya binmelisiniz. Bu hat şehrin bütün cazibe noktalarından geçer. Geçer ama Bairro Alto'dan binerseniz, Alfama'yı göremezsiniz. En önemlisi diğer turistlerle sıkış-tepiş vaziyette ayakta gidersiniz. O yüzden Baixa/Chiado'dan, Telheiras yönüne giden Yeşil Metro Hattı'nı kullanarak Martim Moniz'de gitmek, 28 No'lu tramvaya başlangıç durağından binmek daha mantıklı. 1-2 dk yürüdükten sonra durağa varıyorsunuz. Sırada bekleyen bizim gibi uyanık turistler var. Eğer yer kalmamışsa biraz bekleyin diğerine binin. O güzel şehir turunu 35-40 dakika boyunca ayakta ve kalabalıkta yapmanıza hiç gerek yok.

Tramvayın içi vernikli ağaç döşeme

Turun en keyifli bölümü, Tramvay'ın daracık sokaklardan, dik yokuşlardan geçtiği Alfama semtinde olduğunu söyleyebilirim. Dik yokuşlardan geçerken gördüğünüz, elinde torbalarıyla yürüyen yaşlılar ve rengarenk evler diğer Avrupa şehirleri gibi turizm için dizayn edilmiş bir yer yerine, yaşayan bir yerden geçtiğinizi size hissettiriyor. Fakirlik ve doğallık iç içe. Manzara etkileyici ve biraz da buruk...

Tramvayın içineki nostaljik atmosfer korunmuş (O tebessüm bana olmalı)

Martim Moniz'de başlayan tramvay turu Estrela Basilika'sının da olduğu Estrela'da son erer. Bu durakta mecburen inmek zorunasınız. İndiğiniz durakta bekleyin. Ancak tekrar kart basıp binebilirsiniz. Eğer günlük kartınız yoksa, bu yolculuk size 2 bilete mal olacağı için kartınıza kredi yüklemeyi unutmayın. 

Estrela (Yıldız) son durak (Biz durakta beklerken vatman tabelayı değiştiriyor) 

LİZBON METROSU
Lizbon metrosu 4 ana hattan oluşuyor. Havaalanından sadece kırmızı hat geçiyor. Şehir Merkezi'ne gitmek için Aeroporto durağından binip, Alameda istasyonunda Cais Do Sodre yönüne giden Yeşil Hatta aktarma yapmamız gerekiyor.

Balık istifi gittiğimiz Çayyolu Metrosu'ndan sonra Lizbon Metrosu bana tenha geldi!

Burada Avrupa'nın birçok şehrinde olduğu gibi tek kullanımlık kart veya bilet yerine tekrar kredi yüklenebilen Viva Viagem kart almamız gerekiyor. Kredi yüklenebilen bu kart 0,5 euro. Çok basit bir ince kart, kırılabilir, yırtılabilir. Fakat bu kartı kaybedince tekrar almak gerekiyor.

Tek bilet 1.4 euro, 24 saatlik bilet ise 6 euro. İlk işlemde Viva Viagem kart ücretiyle beraber 6.5 euro ödeyeceksiniz. Tek bilete ise 1.9 euro ödeyeceksiniz. 

Lizbon'a Madrid'den gelmiştim ve orada günlük kartlar 24 saat geçmiyordu. Aynı günün gecesi 00.00'da kart geçersiz oluyordu. Bu saçmalıktan sonra 24 saat geçen günlük kart ilaç gibi geldi. Üstelik havaalanından şehre gitmek sadece tek bilet ücretiydi. 

Lizbon Metrosu da denizcilik ruhundan etkilenmiş

Lizbon Metrosu'nun metro hatlarının ikonlarına bile Denizler ilham kaynağı olmuş. Mavi hat için martıları, yeşil hat kalyonları, kırmızı hat ise pusulayı takip ediyoruz.

Metro sistemi gayet düzgün işliyor. İstasyonlar yüksek tavanlı ve oldukça ferah. Burada önemli bir hususu not düşeyim. İspanya ve Portekiz'de, Demir Perde Ülkeleri'ndeki gibi "biz metroya turnike koymuyoruz ama yakalarsak ceza keseriz" gibi sığ bir zihniyet hakim değil. Metro sistemlerindeki düzensizlik nedeniyle Budapeşte'de 2 kez haksız şekilde 8000 forint (78tl) ceza yemiş biriyim. Metro cezaları özellikle Budapeşte'de devlet tarafından "Turist Söğüşlemek" amacıyla hazırlanan bir tezgah.Ne İspanya'da, ne de Portekiz'de böyle bir "yasal dolandırıcılık" yok. Turnikeler 1.5 metre yüksekliğinde açılır kapanır levhalardan oluşuyor. Üstünden bile atlamanıza bile izin vermeyen bir sistem var. 

Alameda aktarma istasyonu olduğu için genellikle kalabalık oluyor

Fakat iki ülkede başka bir kural daha var: Ulaşım kartınızı hem girişte, hem çıkışta okutmanız gerekiyor. Eğer kartınızı kaybettiyseniz, turnikelerden çıkmak için istasyon personelinden yardım istemeniz gerekecek. Gereksiz yere stres yaşayabilirisiniz, bu yüzden kaybetmemeye özen gösterin.

Budapeşte'de, devlet tarafından planlanan "turist avlamaya yönelik" ulaşım cezalarına Budapeşte ile ilgili yazımda değineceğim.

Devam edecek...
Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

1 yorum:

  1. Turnike koymamak neden sığ bir yaklaşımmış, anlamadım.

    YanıtlaSil